Duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2010

10 + 9



Harry,

Sen yokken biz kimlere sevindik transfer diye, kimler geldi oynadı bu takımda. Sonra sen geldin bir değişim heyecanı sardı hepimizi. Turuncu formayı sevdik ilk önce. Turuncu forma mı olurmuş derdik, senin üzerinde görene kadar. Gittik aldık hemen.
Sen değişimin başlangıcıydın, eskilerden tanıdık bir yüzdün aynı zamanda. Hep hayal ettiğimiz topçuydun, biz 10 numaraları severiz genelde, sen hem 10 numaraydın hem 9 numaraydın gönlümüzde..

Şu anda başına gelen sakatlık yıllardır başının belası olan sakatlık. Seni dünyanın en iyi topçularından olman için engelleyen sakatlık. Kim bilir Harry, belki de Galatasaray'a getiren sakatlık.

Ne diyordun şu GS Mobile reklamında:

Çok defa düştüm,düşürüldüm. Artık bitti dediler. Ayağa Kalkamaz dediler. Galatasaray'da yeniden doğdum.


Sen yeniden doğmuştun Ali Sami Yende. Biz de yeniden doğmuştuk senin duruşunu görünce. O sahada duruşun bile yetti aşık etmeye.

Düştün, düşürüldün yine heyhat. Hayat sana ikinci patlamanı yapman gereken zamanda yine bir çelme taktı. Ama bil Harry, kalkacaksın yeniden. Sen yerde kalmayacaksın.

Bugün gazetelerdeki haberleri okudukça ölümüne sevdiğim bir arma bana itici geldi. Doğru mudur bu haberler bilinmez. Ama biz günü kurtarmak için adam harcayan bir takımı tutmamıştık. Eğer seni böyle yerde bırakırlarsa Harry, bil ki yaptıkları bütün doğruları tek bir yanlış ile götürecekler.

Bunu her topçu için söyleyemeyiz biz, bunu sadece özel adamlar söyletebilir. Çok doluyum Harry, resmini her gördüğümde, adını her duyduğumda bir başka oluyorum. Sanki üzdüğüm, kırdığım bir sevgilinin sırtını dönüp gitmesi gibi bu.

Sen yeniden kalkacaksın ama elini tutup kaldıranlar biz olalım. Tek istediğim bu..

25 Kasım 2009

Bizde Bu Sevda Sürdükçe




Şu hercai hayata bir kere geldik
Yedik, içtik, doyduk, kalktık, hesabı birlikte verdik
Sinsi hayat ihtirası bana hiç uğramadı
Dünya malı zenginin olsun; sen benim kadınım

Seni hastalığımda, sağlığımda da yanımda görmeliyim
Güneşin doğduğunu da; battığını da senle izlemeliyim
Yanabilir saltanatlar; olsun yeniden yaparız
Bizde bu sevda sürdükçe ölsek de yanyanayız

28 Eylül 2009

O Eller


ömrümün sonuna kadar o eller bakacak bana biliyorum
hasta olduğumda o eller doyuracak karnımı
uyuyacağım yatağı o eller serecek
en mahrem yerlerime o eller dokunacak
o eller büyütecek yavrumuzu
o eller kaşıyacak başımı
yanlış yaptım mı o eller cimcikleyecek kolumu
o eller ütüleyecek gömleğimi
yanlız hissettiğimde o eller konacak omuzuma ben hep yanındayım diye
o eller tutup çekecek elimden tam düşecekken
benim için o eller göğe yönelip dua edecek
o eller ateşimi kontrol edecek
hadi kalk diye o eller dürtecek sabahları

ve ben ömrümün sonuna kadar hep o elleri tutacağım
hep onlardan güç alıp, onlarla hayata tutunacağım.


(Alıntıdır)

26 Kasım 2008

Alışkanlık



Canım sıkılınca bir sigara yakıyorum. İçince öksürüyorum, öksürünce
tükürüyorum, tükürünce damağım kuruyor, hemen şarap içiyorum,
fakat bütün bunların bende bir alışkanlık yapmasından korkuyorum.
Bu düşünce bende efkâr yapıyor, hemen bir sigara yakıyorum,
her efkarlandığımda sigara yakmanın
bende bir alışkanlık olmasından korkuyorum.
Ben canım sıkılınca sigara içiyorum ve yıllardır çok acayip sıkılıyor canım.

Ferhan Şensoy/ Eşeğin Fikri Kitabı Arka Kapak

14 Kasım 2008

İki Kişilik Uykular



Merhametsiz kış sabahlarından önce herkesin, ayaklarını ısıtmak için birine ihtiyacı vardır. 
Kış aslında iki kişilik bir mevsimdir. 
Uyku kokan yorganlar, birbirine karışan rüyalar, sayıklamalarla uyandırdığın biri ve onun gecenin ortasında gülen yüzü... 
Bu, sokulmanın mevsimi. Eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi, kemikler, eklemler birbirine geçmeli. 

Kış : Bir insanın başka bir insan için yapıldığının delili!

Ece Temelkuran

07 Ekim 2008

...


"Duyduğum iki sözün biri yalanken seni kim böyle sakladı..."

22 Eylül 2008

Uzaklar


Bir gün buradan uzaklara gideceğim
Ardımdan bakıp harcadığın günlere sakın yanma..

07 Eylül 2008

Bir Zamanlar Deli Gönlüm


Ele avuca sığmazdı deli gönlüm
Bir zamanlar neredeydi şimdi nerde
İster güneş ol yak beni
İster yağmurum ol ağlat beni

04 Eylül 2008

Rüzgar


Rüzgarı seviyorum en çok
Çünkü bir rüzgar seviyor beni
Ensemden okşayıp
yanağımdan öpüp gidiyor
Ne zaman öpeceğini bilmeden
Hep seviyorum rüzgarı
Hep essin istiyorum bir rüzgar
Rüzgarı seviyorum en çok
Güneş açsa eriyorum
Yağmur yağsa ıslanıyorum
Rüzgarı seviyorum en çok
Ben en çok rüzgarı seviyorum ya
Sen rüzgarsın galiba


Ceyhun Yılmaz

01 Eylül 2008

Dost


Terentius, "Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim" demiş, yitirdiği bir dostunun ardından.

Nasıl bir insandan bahseder Terentius?

Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir yitirilen? Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır? Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren?

Nedenlerini merak etse de, göz yaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz?

Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mı dostum deriz?

Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese "Kulaklarına inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost?

Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildigimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa?

Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar?

Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz?

Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi saşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz?

Aristo haklı mıdır; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır" derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yaşını mı tutmaktadır?

Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir?

Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir?

Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta?

Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda?

Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı kendimizden?

Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz?

İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için...


-Alıntıdır tüm dostlarıma ithafen-

21 Ağustos 2008

Erkek Dediğin


Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.

İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.

Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...
Zeki olacak.

Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi
katmasını da.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.

Erkek dediğin önce sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.

O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.


Can Dündar

Ya Sen De?


nedeni yok


yok hislerin dili

dillerin hisleri


hıçkırık gibi

anlamsız ama nağmeli


faydasız

ama gerekli


değersiz değil ki

çabalarsan

kilit sende

anahtar sende


herşey anlamlı

anlamlı bence


ya sen de?

10 Ağustos 2008

^^flying^^



bak uçuyorum
evet sensiz de uçabiliyorum
merak etme yapabiliyorum
sensiz de yaşayabiliyorum

işe,kendimi kandırmakla başlıyorum
gerisi iplik söküğü gibi geliyor
ayaklarım yerden kesiliyor
ve iş te ; uçuyorum

bak korkmuyorum
elimi tutmasanda yapabiliyorum
gözlerimi bile kapıyorum
rüzgarı tenimde hissediyorum

zihnim
silüetine çarpana dek
gayette iyi gidiyorum
aslında

güzel hatıralar kanatlarımı
daha güzelleri kalbimi
eşsiz olanlar ise geleceğe olan umudumu
kırıyor,parçalıyor.büzüştürüyor.

düşüyorum
bak sensiz ne güzel düşüyorum
sanırım sensiz en iyi bunu yapıyorum
gözüm kapalı,tenimdeki rüzgarı böyle de hissedebiliyorum

en azından deniyorum
en azından deniyorum
sanırım sensiz
sadece,bunu yapabiliyorum.

09 Mart 2008

Neredesiniz


Erken geldi o mevsim
Zamandan korkuyorum
Bu beyazlar yaşım değil
Yaşadıklarımdan iz

Sevgiler sevgililer
Özlemler ayrılıklar
Kavgalar çelişkiler
Kalır mı çizgisiz

Gözlerimin yanında
Bir zaman dudağımda
Olmayan izler
Kimsesiz

Yolun yarısı bile değilken
Yıllar beni nasıl geçtiniz
Hala umutlarla uyanırken
Gençliğime çizgi çektiniz

Hani o çok sevenler
Ey dostlar sevgililer
Ben burdayım
Ya siz neredesiniz

02 Mart 2008

Özlediğin Gidip Göremediğindir


Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

18 Şubat 2008

Değer Mi

Değer mi hiç, değer mi hiç
Değer mi, değer mi, değer mi söyle
Bir rüya ömür boyu
Sürer mi, sürer mi, sürer mi böyle

Değer canım, değer elbet
Değer bir tanem aşk için her şeye
Ne hayal ne de gerçek
Engel mi kanatlanmadan uçmaya

06 Şubat 2008

Hani Gitmesen Diyorum


Sen gidince soğuyor yatak
Gece uzuyor
Sensiz geçen geceler beni ihtiyar ediyor
Hani gitmesen diyorum

Senin her gidişinde sürgün oluyorum ben
En kötüsü aslında gitmeden sürgün olmak
İçimi acıtıyor böyle öksüz yaşamak
Hani gitmesen diyorum

04 Şubat 2008

30 Aralık 2007

Ayrı Şehirlerde Aynı Çarpar İki Yürek



Biz birbirimize aslında her aşıktan daha yakınız.
Belki ayrı şehirlerdeyiz,
Ama her gece aynı mehtapta buluşur,
Yağmur yağarsa, çıkar,
Aynı yağmurun altında ıslanırız.
Bu aşkı ancak biz biliriz.
Şiirleri güvercinlerin kulağına fısıldar,
Mektupları suya yazarız.
Biz belki ayrıyız,
Ama her gün aynı geceyi sabahlarız.

25 Aralık 2007

Seni Beklediğim Kadar


Üniversiteli delikanlı kolejli kıza, bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun bir zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini..
Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler..
Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllar. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı..
Belki de, delikanlı öyle olmasını istediği için, ona öyle gelmişti.
Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette, tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okulun civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..
Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de, tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu.."
Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı..
Konser günü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle..
Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız, yan yana düştüler.
İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce, tanışırken tuttu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken. O an dünyanın bütün şarkıları, dünyanın en romantik şarkısıydı yao eli tutmak için öylesine büyük bir arzı duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğunun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..
Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı..
"Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü... Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı..
Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başıboş dolaştı. Salona erkende girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu..
Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. konuşmaya gelmemişti ki.. "Kız keşke orda olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..
Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış, bir parça dörtlüğe..
Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..
Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolej'in önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne geç ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene..
Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya..
Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa..
Evet, çağırıyordu işte..
Kalbinin duracağını sandı, yaklaşırken..
"Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanlı.. İkiletmeden..
Ayrıldı kızın yanından.. bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini, o, o zamanlar biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı..
Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla, bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar..
O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü..
"Günlerdir seni arıyorum" dedi.. "Günlerdir seni arıyorum.. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.."
Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza..
"Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.."
sonra yürüdü gitti, arkasına bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü, oracıkta okurken..
"Geçti, istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."

*