Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2011

Yıkıl Yıkıl Yıkıl..!



Tribünde olmazsa olmazlardandır yıkılmak. Karşılıklı tezahüratta güzel görüntü için, golden sonra ise golün çoşkusuyla yıkılır durursunuz. UEFA Avrupa Ligi maçında Villareal-Napoli arasında oynanan mücadelede Napoli deplasmanda 1-0 öne geçince deplasman tribünü de aynı reaksiyonu göstermiş fakat tribün bunu kaldıramamış. Olay ucuz atlatılmış gibi gözüküyor. Benim gözüm saha içindeki bayanlara takıldı esasen onlar için beklenmedik bir tecrübe olmuştur sanırım bu durum. Sahaya düşmelerine rağmen gol sevincinin ardından taşkınlık yapmadan tribüne geri çıkmaya çaba göstermeleri ise takdire şayan. Bizde yaşansa bu durum en az bir iki kişi çıkardı, bu fırsat bir daha ele geçmez inmişken şu orta yuvarlağı da bir görüp geleyim diye harekete geçen.

13 Mayıs 2010

UEFA Avrupa Ligi Final | Atletico Madrid : 2 Fulham : 1


Futbolda bazen şansa da ihtiyaç vardır. Mütevazi kadrosuyla finale gelen Fulham 3 dakika daha dayanamadı ve 131 senelik tarihlerinde ilk defa kupa kazanma fırsatını teptiler. Bu seneki Avrupa macerasında 14 maçta 9 beraberlik 4 mağlubiyet ve sadece 2 galibiyet alarak finale çıkan Atletico Madrid ise Avrupa'nın ikinci büyük kupasının sahibi oldu.

Oynanan tatsız tutsuz futboldan, Atletico Madrid'in buralara geliş hikayesini hatırladıktan sonra Gianluca Rocchi'nin kulaklarını bolca çınlattık bu gece. Kendisinin bu maçın 4. hakemi olması ise garip bir tesadüf olsa gerek. Sonuç itibariyle eski adıyla UEFA Kupası yeni adıyla UEFA Avrupa Ligi Kupası'nın ilk sahibi Atletico Madrid oldu. Seneye Dublin'de görüşmek üzere.

19 Mart 2010

UEFA Avrupa Ligi Çeyrek Final Eşleşmeleri



Fulham - Wolfsburg
Hamburg - Standard Liege
Valencia - Atletico Madrid
Benfica - Liverpool


Valencia-Atletico Madrid eşlemesi iki İspanyol ekibinin çeyrek finalde karşı karşıya gelmesi sebebiyle İspanya adına şanssızlık olarak yorumlanabilir. Her türlü tek temsilciye düşecekler mecburen. Aynı durumun Şampiyonlar Ligi kurasında Fransa'nın başına gelmesi ise bu seneki kura çekilişlerinin garip bir tesadüfü olsa gerek.Hamburg - Standard Liege eşleşmesi galibi Fulham - Wolfsburg eşleşmesi galibi ile, Valencia - Atletico Madrid eşleşmesi galibi ise Benfica - Liverpool galibi ile yarı finalde oynayacak.

Benim yarı final tahminim;

Hamburg-Fulham
Valencia-Liverpool

Kupada İngiltere'ye gider gibi geçiyor içimden şimdilik. Sizin tahminlerinizi de yorum bölümüne beklerim.

19 Şubat 2010

Atletico Madrid : 1 Galatasaray : 1 | La La La Lay Lay Lay




Pazar gecesi Atletico Madrid'in Barcelona'ya karşı oynadığı futbolu seyrettikten sonra açıkçası endişelenmiştim. Galatasaray defansının olur olmadık pozisyonlar vermesi, Atletico Madrid'in çok iyi kontra atağa kalkması kağıt üzerinde işlerin perşembe gecesi çokta iyi gitmeyeceğini işaret ediyordu. Fakat futbolun güzelliği tam da bu noktada başlıyordu. Her zaman her şey kağıt üzerinde gözüktüğü gibi gitmiyordu bu oyunda. Atletico Madrid'in Barcelona'ya ilk yenilgisini tattırmasının hafta içi Madrid basını tarafından fazlasıyla şişirilmesi, Madrid ekibinin konsantrasyonunu olumsuz yönde etkilemiş. Bunun üzerine Galatasaray'ın Avrupa maçlarında sergilediği farklı motivasyon geleneği de eklenince dün gece Vicente Calderon'dan çoğu kişinin ummadığı bir sonuç çıktı.

Maç her iki takıma da gidip gelse de Galatasaray ilk maç için gayet avantajlı bir skor elde etti. Reyes'in ilk yarıda attığı muhteşem frikik her şeyin beklendiği gibi devam edeceği düşüncelerine sebep olsada, Galatasaray demoralize olmadan, oyun disiplininden kopmadan oynayarak bu turu geçmeye ne kadar istekli olduğunu gösterdi. Son haftaların yükselişteki ismi Caner'in hatasının ardından gelen gol, Caner'in oyuna erken veda etmesine sebep oldu. Gayet yerinde bir müdahale yapan Rijkaard'a rağmen Dos Santos'un formsuzluğu oyuna pozitif yönden fazla bir etki etmedi. Rijkaard maç sonu yaptığı açıklama ile de Caner'in gönlünü almayı bildi. Bu kadar sakatlıkla uğraşılırken bu açıklama önemliydi. Caner'e daha çok ihtiyaç duyulacak gibi gözüküyor. Leo Franco'nun uzun zamandır beklenen şekilde bir performans sergilemesi, Neill'in 40 yıllık Galatasaraylı gibi oynaması, Servet'in Agüero'nun gölgesi olması, Keita'nın yer uçağı moduna geri dönmesi gecenin aklımızda yer eden güzellikleriydi. Ayrıca Madrid'in havasından mıdır suyundan mıdır bilmiyorum bu adamların yetenekli kaleci keşfetme , yetiştirme konusunda ustalıkları var. 19 yaşındaki David de Gea harikalar yarattı. Dualarımızın kabul olup sakatlanarak yerini Sergio Asenjo'ya bırakmasıyla oyunun rengi de değişti. İstanbul'daki maçta David de Gea'nın oynayıp oynamayacağı önemli bir etken, dualara ara vermeden aynen devam.





Her ne kadar alınan beraberlik avantaj olarak gözükse de asıl iş şimdi başlıyor. Atletico Madrid'in başına gelenlerin aynılarını Galatasaray'ın yaşama durumu var ki bu olumsuz bir durum. Hafta sonu oynanacak Beşiktaş derbisinde alınacak bir galibiyet sonucu, hafta içi Türk basınının aynı şekilde Galatasaray'ı şişirmesi durumunda rövanş maçı istenmeyen şekilde sonuçlanabilir. Galatasaray'ın önünde çok kritik iki maç var. Bu kısa zamanda aynı oranda motivasyon sağlamak, üst düzey performans göstermek kolay bir iş değil. Rövanş maçında Rijkaard'a büyük iş düşüyor. Kontra atak futbolunda başarılı olan Atletico Madrid'e karşı çok akıllı bir taktikle çıkarması lazım takımı. Kendi evinde diye saldırarak oynaması beklenmedik sonuçlara yol açabilir. İspanya tecrübesi sayesinde Atletico Madrid'i çok daha yakından tanıması da bir artı onun açısından. İlk maçta umutsuzdum avantajlı bir skor aldı Galatasaray, totemi bozmak olmaz. Sıradaki iki maç olan Beşiktaş ve Atletico Madrid maçlarından umutsuzum ben. Şimdi mikrofonlarımız İnönü'de, yürü be Galatasaray!




19 Aralık 2009

Rakiplerimiz | Lille OSC


102 yıllık mazisi bulunan Lille 1980'li yılların başında Fenerbahçeli Engin Verel'in de formasını giydiği bir Fransız takımı. Maçlarını 18185 kişilik Stadium Lille-Metropole'de oynayan Lille'ı Radu Garcia çalıştırmaktadır.

UEFA Avrupa Ligi'nde grubunu 2. sırada tamamlayan Fransız ekibi, grup maçları sonunda 15 gol ile 17 gollü Werder Bremen'in ardından en golcü 2. takım oldu. Lille'in en golcü futbolcusu ise grup maçlarında 5 gol atan Fildişi Sahili'nden Gervinho oldu. Gervinho takımda en çok dikkat edilmesi gereken oyuncu olarak gözüküyor. Lakabı Los Dogues ( Çoban Köpekleri) olan Lille Fransa Ligi'nde 8 galibiyet, 4 beraberlik, 5 de yenilgi alarak, 30 gol atıp, 19 gol yedi ve 28 puan topladı ve 5. sırada bulunmaktadır.

18 Aralık 2009

UEFA Avrupa Ligi Son 32




Athletico Bilbao (İspanya) - Anderlecht (Belçika)
FC Kopenhag (Danimarka) - Olympique Marsilya (Fransa)
Panathinaikos (Yunanistan) - AS Roma (İtalya)
Atletico Madrid (İspanya) - GALATASARAY (TÜRKİYE)
Ajax Amsterdam (Hollanda) - Juventus (İtalya)
Club Brugges (Belçika) - Valencia (İspanya)
Fulham (İngiltere) - Shakhtar Donetsk (Ukrayna)
Liverpool (İngiltere) - Unirea Urziceni (Romanya)
Hamburg (Almanya) - PSV Eindhoven (Hollanda)
Villareal CF (İspanya) - Vfl Wolfsburg (Almanya)
Standard Liege (Belçika) - Salzburg (Avusturya)
Twente (Hollanda) - Werder Bremen (Almanya)
LOSC Lille (Fransa) - FENERBAHÇE (TÜRKİYE)
Everton (İngiltere) - Sporting Lizbon (Portekiz)
Hertha Berlin (Almanya)-SL Benfica (Portekiz)


Hesapta grup birincisi bitirdi iki temsilcimizde gruplarını. Şu kadar takım içinden çekilen takımlar bence tam bir şanssızlık durumu. İki takımımızında işi çok zor. Tahmin de bulunmayacağım elim varmıyor maalesef.

16 Aralık 2009

Sturm Graz: 1 Galatasaray: 0 | No Forvet !




Kalede Aykut'u görmemle bütün hevesim kaçtı aslında maç için, günler öncesinden Ufuk'u izlemek için bekliyordum. Fakat Rijkaard tercihini Aykut'tan yana kullanarak terse yatırdı bizi. Gayet aslardan yoksun olarak çıkan kadroda Servet Çetin ve Keita dışında olağan 11'den bulunan isim yoktu. Haliyle oynanan oyuna etki etti bu durum.

Geriden başlayalım, zaten yeterince beceriksiz olan Sturm Graz ofansif hattı karşısında fazla zorlanmasada iyi bir maç çıkardı Aykut. Yediği golde ilk pozisyonu çıkarmasına rağmen kağnı defans hattı sayesinde Beicher'ın vuramadığı top gol oldu. Cidden kötü bir vuruştu ama Aykut'un yerde olması hatasını telafi etmek yerine oturup pozisyonu izleyen Servet'te eklenince topun tıngır mıngır kaleye gidişini seyretmek zorunda kaldık. Caner Erkin; içeri bindirdiği kadar kanada bindirseydi belki ceza sahasına kesilecek toplardan bir tehlike yaratma şansı doğabilirdi. Fakat o ısrarla sol bekten ceza yayına bindirmeyi tercih etti ve her seferinde hüsrana uğradı. Servet bu gece akıl almaz derecede konsantrasyonsuz oynadı ve kendinden beklenmeyecek bir performans sergiledi. Takımda bulunan 2 as adamdan biride bu şekilde ekarte olunca işler iyice çıkmaza girdi. Emre Aşık için söyleyecek fazla bir söz bulamıyorum, keşke seni daha fazla seyretme şansımız olsa tam bir profesyonel, hele sağ taç çizgisinin kenarında kendine bir faul yaptırışı vardı ki ikinci yarıda, sanki Popescu var sahada. Yaşına rağmen sergilediği performansla helal olsun dedirtiyor kendine. Alparslan Erdem Rijkaard'ın beklerarası seyahat programına katılan 2. futbolcu ünvanını elde etti. Solbekte Uğur izliyorduk şimdi bir de sağbekte Alparslan gördük, daha da ölürsek gözümüz açık gitmeyiz artık. Ayhan Akman, sen dikine top attığın gün bizim buralarda davullarla zurnalarla kutlayacaklar bilesin. Birara resmen yana döne Keita'yı arıyordu pas vereceğim diye solda eğer Serdar tribünden birine el sallamıyorsa eğer, bomboş bir şekilde Ayhan'dan pas istiyordu fakat Ayhan yemin etmişti bir kere ya Keita, ya hiç. Birileri Serdar Eylik'e pas atsaydı belki güzel şeyler yapacaktı o da ama Caner içeriye bindirmeyi tercih edince orta sahadaki adamlar pas vermek için çoğunlukla Keita'yı arayınca kayboldu gitti sol açıkta kendisi. Barış çalıştı çabaladı ama takımda bir numara olmayınca kayboldu gitti o da ortalarda. Gelelim Keita'ya, ortalık ona kalınca aldı sazı eline çaldı da çaldı. Fakat söyleyecek adam bulamayınca kendisiyle beraber tek başına çalmakla yetindi maalesef. Aydın'la Linderoth'a keşke sahaya çıkmadan önce futbolu şöyle ana hatlarıyla bir anlatsalarmış; bu top bu kale bunu buraya atacağız, sizle aynı renktekilere pas verebilirsiniz. İkiside biz niye burdayız, napıyoruz dercesine duruyordu sahada. Hele karşı karşıya kaçırdığı bir pozisyon vardı ki Aydın'ın, Tribündergi'den geldi en güzel yorum pozisyonla ilgili; "Aydın'ın kaçırdığını Guiza atardı yahu.O pozisyon kaçar mı Aydın!" Çetin Güngör vardı birde merakla beklediğimiz, fakat onu da fazla görme şansımızı olmadı. Fazlasıyla heyecanlı gözüküyordu ama yine de sağdan bindirmeye çabaladı oyunda olduğu zaman içerisinde.






Forvetsiz gidilen bir Avusturya macerasında Aydın'la Keita'yla gol aramanın sonucunda bişey bulamadık haliyle. 11 maçın ardından Avrupa'da alınan yenilgi bir yana, Avrupa maçlarında deplasmanda yakalanan 10 maçlık seri bir yana, maç kazanılsa gruptan 16 puanla çıkarak Türkiye tarihinde Avrupa'da grup maçlarında en çok puan toplayan takım ünvanını almak bir yana, Türkiye'deki herhangi bir takımın Avrupa'da maç kaybedecek puan kazanmayı elinin tersiyle itecek, ülke puanını göz göre göre heba edecek kadar lüksü var mıdır? O da bir başka yazı konusu olsun...

03 Aralık 2009

Galatasaray: 1 Panathinaikos : 0 | Lider !



Galatasaray kazandığı için huzurla konuşabilirim, değil 4, 14 yardımcı da versen orta hakem Ivan Bebek oldukça yönetimin rezalet olması kaçınılmaz. Soyadından mütevellit her ne şekilde bu günlere geldiğini bilmediğimiz taze hakemimiz nasıl böyle önem arz eden bir mücadeleye atanmış merak uyandırıyor insanda ister istemez. Madem hakemle başladık maça girmeden önce onunla devam edelim onla olan işimiz bitsin. Mustafa Sarp'ın sayılmayan golünde önce golü vermesi sonra iptal etmesi, Panathinaikos'un sert futboluna göz yumup Panathinaikoslu oyuncuların Galatasaraylı oyuncuların rüzgarından devrilmesine anında düdüğünü çalmasıyla yok yere sinirleri gerdi. Birde bunun üzerine ne idüğü belirsiz yorumlarıyla Emre Tilev eklenince garip bir hal aldı maç benim için.



Maçın başlamasıyla kazanılan ilk korneri Hakan Balta'nın kullanmasıyla enteresan bir geceyle karşılaşacağımı hissetmem lazımdı aslında. Hakan Balta isabetsiz paslarıyla kötü başlasada maça tecrübesiyle oynadığı mevkinin hakkını verdi. İnsanın kötü günü olur büyük ihtimalle böyle bir günündeydi Hakan. Arda Turan tutuk gözüksede saman alevi misali parlamalarıyla keyif kattı oyuna. İki kişinin arasından sıyrılıp sıfıra inmesi, 3 kişinin arasından Barış'a top bırakışı cidden öyle herkesin harcı olmayan hareketlerdi. Star'ın zıptırık oylamasında her ne kadar maçın adamı Arda seçilsede bence bu gecenin kahramanı Mustafa Sarp'tı. Sen Bursa'dan kopup Galatasaray'a geleceksin, Galatasaray transfere doymayacak patlatacakta patlatacak buna rağmen sen çıkıp aslanlar gibi 11'de oynacaksın. Hele bir de öte yandaki Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı örnekleri göz önüne alınırsa, sanırım burda Rijkaard'ın isim değil hakeden oynar mantığının güzelliği ön plana çıkıyor.



İlk yarı ön planda olmak üzere genel anlamda adam akıllı birşey oynamasa da Galatasaray, Mustafa Sarp'ın ben atıyorum siz istediğinizi sayın şeklindeki teklifine kayıtsız kalamadılar. Üç topta köşeyi gören Mustafa Sarp'ta böylece takımını öne geçirmiş oldu. Gökhan Zan üzgün bir şekilde ayrılınca sahadan omzu sargılı Bülent Korkmaz geldi bir an gözümün önüne daldım gittim o günlere. Mehmet Topal bir ara devam edemeyecek gibi de olsa Gökhan'ın sakatlanmasıyla eğer o da devam edemeseydi ne yapardık diye düşünmedim değil bir ara, hem de Emre Güngör ile Emre Aşık tribünde iken. İlk yarı bitmek üzereyken Elano beklenen patlamayı yılbaşı kutlamalarında konfeti ile yapacak sanırım. O kadar olumsuz ve kötü oynadı ki bu gece. Barış kenarda otururken sahada Elano'nun oturması haksızlık gibi duruyor. İkiside aynı anda sahadayken de durum daha açık ve net olarak gözüktü sanırım.

Şampiyonlar Ligi'nden gelen takımlar az çok şekillenmişken, grup liderliği önemli bir durumdayken ortaya konan garip ve arzusuz futbol çok şaşırttı beni. Aynı arzusuzluğun tribünlere de yansıması ise daha feciydi. Böylesine önemli olan ve kendi evinde oynadığın bir maçta koyalım ona koyalım buna diye bağırmakta neyin nesi. Senin onla bunla ne işin var Avrupa maçında. Sami Yen'i duman almış kapalısı durmaz çoşar Hagi uzaktan şimdi koyar bağıralım arkadaşlar diye zamanında makarasını bile yaptığın Avrupa maçlarına cuk oturan marşların dururken, Avrupa avrupa duy sesimizi diye çırpınışın ardından, hiçbir şey çare olmayınca 4 sene üstüste şampiyon oldun' a sarılmak kötüydü. Ama dediğim gibi bu geceye has bir gariplikti sanırım bu durumlar. 5 maç sonunda gruptan lider olarak çıkmayı garantileyen bir Galatasaray. Yüreğinize sağlık hepinizin.

17 Eylül 2009

Çırak: 1 Usta : 3


Usta çırağı yendi demek gerekiyor bu gece. Barcelona döneminde Frank Rijkaard'ın yardımcılığını yapan Henk Ten Cate bu gece ustasının karşısına çıktı. Defans hattındaki eksiklere, Emre Güngör şanssızlığına rağmen Rijkaard gerçekten elindeki kadronun derinliğini de kullanarak iyi kıvırdı durumu. Şaka maka Uğur Uçar'dan solbekte yarattı, çıkıyor oynuyor adam solbekte.






İsimlerin değil sistemin oynadığını gördük bir kez daha bu gece.Arda 50 küsür dakika kenarda oturdu buna rağmen sistem gayet güzel işledi. Panathinaikos dersini iyi çalışmış fakat top sevmedi onları bu gece. Defanstaki zaafı iyi tespit etmişler, defansın arkasına sarkma işini de çok güzel becerdiler fakat şanssızdılar. Top resmen istemedi, sevmedi Yunanlıları. Buldukları golde de dediğim gibi yine defansın arkasına sarkmaları sonucu ağlarla buluştu top. Eskiden Türk takımları oynar, rakip takım iki pozisyon bulur atar gelirdi kahrolurduk. Avrupalı olmak sanırım böyle birşey bu sefer Galatasaray fırsatları değerlendirmeyi bildi ve galip ayrıldı Yunanistan deplasmanından.





Güzel bir başlangıç, harika ve cidden farkı hissedilen bir hava, oturup keyifle seyretmekten başka yapacak bişey.

Dip Not: Bir çift lafta Elano'ya topun rakibe çarptığını ancak tekrarda gördüm neredeyse yeni Prekazi ilan ediliyordun.