Basından Kesitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basından Kesitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2010

Transfer Kazanı Kaynama Başladı


1 Eylül 2010'a kadar sürecek olan 2010-2011 sezonu birinci transfer dönemi bugün resmi olarak başladı. Bu başlangıçla birlikte tüm dünyada transfer kazanı da hızlı bir şekilde kaynamaya başladı.

Ülkemizden başlayacak olursak günün en ilgi çekici haberi Fenerbahçe'nin Stoch transferi oldu. Gazetelerde günlerdir Galatasaray ve Fenerbahçe için yazılan 21 yaşındaki sol açık resmen Fenerbahçeli oldu. Henüz transfer ücretiyle ilgili net bir açıklama gelmese de ortada 9 milyon euro bonservis bedeli ödendi tarzı söylentiler dolaşıyor. Günün ikinci haberi ise Beşiktaş cephesinden geldi, Alman teknik direktör Bernd Schuster ile 2 yıllık anlaşmaya varıldığı açıklandı. Borsa'ya yapılan açıklamada Schuster'e yıllık 2 milyon 600 bin euro verileceği açıklandı. Spor basını 2'de 2 yaptı demek isterdim ama hergün gazetelerde o kadar çok isimler dönüyor ki şu transferleri tutturamamak mucize olurdu herhalde. Diğer taraftan resmi olarak açıklanan transferlerde; Bucaspor, Portekizli kaleci Carlos Fernandes ile 2+1 ve Senegalli golcü Victor Mendy ile 1+1 yıllık sözleşme imzaladı. Kasımpaşaspor Kulübü, Manisaspor'da forma giyen Ersen Martin'i 2 yıllığına kadrosuna kattı. Gaziantepspor, Ankaragücü'nden defans oyuncusu El Yasa Süme ile 1 yıllık anlaşma sağladı. Trabzonspor Gaziantep Büyükşehir Belediyespor'dan aldığı kaleci Bora Sevim ile 5 yıllık sözleşme imzaladı. Bursaspor Fenerbahçe`nin sol kanat oyuncusu Gökçek Vederson ile 3 yıllık anlaşma sağladı.





Rotamızı yurtdışına doğru çevirirsek eğer günün en dikkat çekici açıklaması İtalya'dan geldi. İnter'de Mourinho'dan boşalan koltuğa Rafael Benitez'in getirildiği açıklandı. 2012'ye kadar İnter Benitez'e emanet, Liverpool'un durumu ne olur bu saatten sonra orası tam anlamıyla karanlık. İtalya'dan başladık İtalya'dan devam edelim, AS Roma eski İnterli Adriano ile seneliği 5 milyon euro olmak koşuluyla 3 yıllık anlaşma yaptığını açıkladı. Adriano Serie A'ya geri dönüyor, eski günlerine de geri dönerse tadından yenmez. David Villa'nın Barcelona'ya transferi ile golcü ihtiyacı olan Valencia bu durumu Getafe'den Roberto Soldado'yu transfer ederek giderdi. Soldado Valencia ile 4 yıllık sözleşme imzaladı.

18 Nisan 2010

Fotomaç Haberciliği



Bu ülkede Fotomaç haberciliği diye bir kavram olduğuna inanıyorum. Nerde yalan yanlış, gerçekle alakası olmayan haber varsa bu kavramın içerisine sokabiliriz kendisini. Transfer dönemleri gazetenin manşetlerini biriktirsen Avrupa'da futbolcu kalmaz büyük ihtimalle, herkes Türkiye'de. Sanırsın Türkiye harici diğer ligler oynanmayacak o sezon herkes Türkiye'ye akın ediyor. Bilmiyorum o haberlere sessiz kalıp sineye çekmemizden sebep mi iyice özensizleşmeye başladı spor medyası. Sırf Fotomaç için söylemiyorum bunu genel anlamda çoğu gazetede var bu durum. İnternet kullanımının sağladığı sınırsız kaynak imkanı sonucu copy-paste gazeteciliği tavan yapmış durumda. Blogların yaygınlaşması, dış basına kolay ulaşım imkanı iyice tembel hale getirdi spor medyasını. Bülent Abi'nin "Oltadaki Balıklar" olayı daha aklımızdan çıkmış değil. Nasıl bir habercilik anlayışıdır bilemiyorum ama bu kadar bariz hata yapmak için fazlasıyla amatör olmak gerekiyor. Riquelme'nin Boca Juniors'ta forma giydiğini bilmiyorsun diyelim, oraya resim koymuşsun River Plate ile Boca Juniors'ın formasını ayırt edemeyecek kadar mı uzaksın futboldan? Eğer öyleysen o haberi yapma hakkını nasıl elde ediyorsun? Yoksa bu memlekette istediğin mesleği istediğin yerde yapabilir misin gerekli yerlerde tanıdığın olduktan sonra?

08 Şubat 2010

Bir Yanlışlık Olmasın?


Devre arasında herkes transfer diye bağırdı. Yapmadık. Çünkü Fenerbahçe formasını giyen her futbolcumuzun değerini biliyoruz. Real Madrid, Barcelona, Milan, İnter, Chelsea transfer yaptı mı!

Biz de yapmadık..

Aziz Yıldırım

(Akşam Gazetesi'ne yaptığı açıklamalardan bir kesit)


David Beckham- Los Angeles Galaxy ==> AC Milan

Goran Pandev- Serbest ==> Inter

Amantino Mancini- Inter ==> AC Milan

Gökhan Ünal- Trabzonspor ==> Fenerbahçe


Bu işte bir yanlışlık var ama ben çözemedim. Ya Aziz Yıldırım kendi dünyasını yaşıyor ya Akşam gazetesi ya da biz.




04 Şubat 2010

Bizans Oyunu



Anadolu kulüplerinin taraftarları tarafından İstanbul kökenli üç kulübe yapılan bir yakıştırma "Bizans". Süper Lig şampiyonluklarının çoğunlukla bu üç takım arasında dönmesi sebebiyle Anadolu kulüplerinin başkaldırışının simgelenmesini hedefleyen bir yakıştırma. Bugüne kadar genelde sanal taraftar platformları üzerinden dillenen bu yakıştırmayı severek takip ettiğim, saygın bir yayın organının kapağında görmem gerçekten çok şaşırttı beni. Hiçbir basın ve yayın organında rastlamadığım bu yakıştırmayı kapakta hem de tırnak içerisinde insanın gözünün içerisine sokularak kullanılmasını yadırgadım açıkçası.

Four Four Two dergisinde Çimen İhtilalcileri başlığıyla Hilal Gülyurt tarafından kaleme alınan yazıda; Anadolu kulüplerinin Süper Lig'de dönem dönem yaşadıkları iniş çıkışlar, yakaladıkları başarılar, kılpayı kaçan şampiyonluklar gibi konular işlenmiş. Derginin içerisinde 6 sayfa ayrılan bu yazının hiçbir kısmında bu Bizans yakıştırması geçmiyor. Peki kapakta niye ihtiyaç duyulmuş buna? Amaç dikkat çekmek mi yoksa Anadolu takımlarının taraftarlarına şirin gözükmek mi? İstanbul takımlarının taraftarları arasında şampiyon bizden çıksında kim olursa olsun diye bir anlayış yok. Sonuçta herkes sene sonunda gönlünü vermiş olduğu takımın ipi göğüslemesini istiyor. İstanbul takımlarının farkı, Anadolu takımlarına göre daha büyük bütçelere sahip olmaları, bu yönde yatırım yapmaları, bunun sonucunda da bu doğrultuda daha iyi şartları barındıran tesislere sahip olmaları ve daha farklı kalitedeki isimleri transfer edebilmeleridir. Anadolu takımları ise daha amatör ruhla, daha sınırlı şartlarda mücadele etmektedirler. Hal böyle olunca da yakalanan çıkışta sağlanan motivasyon sezonun bütününe yayılamıyor ve şampiyonluk umutları maalesef başka yarınlara kalıyor. En son örnek verebileceğimiz takım Sivasspor. Son iki sezonda elde ettiği dördüncülük ve ikincilikten sonra bu sezon bulunduğu konum ortada. Dergideki yazıda Sivas'ada değinilmiş, fakat 2007-2008 sezonunda kendi evinde Galatasaray'a kaybettiği maçtan bahsedilmemiş. Şampiyonluk için uğraş veren takım kendi evinde ağırladığı diğer bir şampiyonluk adayını mağlup edemiyorsa sezon sonunda ben niye şampiyon olamadım diye hayıflanmamalıdır. Birde bizi şampiyon yapmazlar söylemleri var ki bence baştan şampiyonluğu kaybetmektir bu.




Ülkemizi Avrupa'da başarıyla temsil eden, Türkiye'nin adını dünyaya duyuran bu takımların böyle bir yayın organı tarafından Bizans olarak tabir edilmesi büyük talihsizlik. Bugün Süper Lig değer olarak Avrupa ligleri arasında ilk 6'ya girmişse, bu işin büyük kısmı İstanbul kökenli üç takımın yaptıkları transferler ve elde ettikleri başarılarla şekillenmiştir. Anadolu kulüplerinin gelişimi fazlasıyla hızlanmıştır. Hatta buralarda başarılar elde etmek amacıyla büyük yatırımlar yapmaktan çekinmeyen birçok insanlarda mevcut. Oynadıkları futbol hiçte hafife alınacak gibi değil. Fakat bu yapılan Bizans yakıştırması anlamsız. Lig ortada, maçlar ortada, sonunda sadece bir takım mutlu sona ulaşabiliyor. Başarmak için çıkacaklar, oynacaklar ve kazanacaklar hepsi bu kadar. Bunu başarmak kendi ellerinde fakat ilk iş herşeyden önce kendileri inanacaklar. Anadolu'da oynayan oyunculara dahi hedefleri sorulduğunda; önce İstanbul sonra Avrupa diye cevap veriyorlarsa, İstanbul'un yaratmış olduğu vizyonu göz ardı edemeyiz. Buna karşı çıkan, kabullenmeyen kişilere sormak lazım aslında kim Bizans? Ülkesini başarıyla temsil etmek isteyenler mi bundan rahatsız olanlar mı?

25 Ocak 2010

Fener'den Aldığım Para

"Para sorunum yok. Fenerbahçe'den aldığım para torunlarıma bile yeter"

Luis Aragones

Yerel gazete En Alcobendas'a verdiği röportajdan bir kesit

02 Aralık 2009

Sergen'i Bile Hayrete Düşüren Durum


"Artık Kasımpaşa tarafından bile ezberlenen, önlem alınan, onu geçtim kolaylıkla karşılık verilen bir tarzı var F.Bahçe’nin.. Üstüne benim gibi kariyerini hepinizin gözleri önünde geçirmiş, ciddiyet konusunda elinde doktorası filan bulunmayan birini bile hayrete düşürecek bir ciddiyetsizlik var takımda"

Sergen Yalçın

Sergen Yalçın'ın Fenerbahçe-Kasımpaşa maçı hakkında yazdığı köşe yazısından

01 Aralık 2009

İhale Kazım'a Kaldı




Fenerbahçe'nin resmi siteden olayı yalanmasının üzerine Sabah Gazetesi'nin fotoğrafları basması sonucu zor duruma düşen Fenerbahçe'de ihale Kazım'a kaldı. Kulüpten yapılan açıklamada Kazım'ın verdiği beyanat üzerine öyle bir yalanlamanın yapıldığı, fakat Kazım'ın gerçekleri söylemediğinin tespit edilmesi üzerine kendisine gerekli disiplin cezasının uygulanacağı belirtilmiş. Yalnız benim dikkatimi çeken bu açıklamada hiç Dos Santos'dan bahsedilmemiş. Niye Kazım'a sormuşlar sadece Dos Santos'un ağzı dili yok mu? İkisi de yalan söyledilerse niye bir tek Kazım'a ceza veriliyor? Aklım almadı benim ne yalan söyleyeyim bu işi...

Bu Yalanlamaya İtibar Etmeyin

30 Kasım 2009

Bu Yalanlamaya İtibar Etmeyin


"Bu Haber Gerçek Değildir"

Bugünkü Sabah Gazetesi’nde yer alan ‘Emre maçta, kankalar barda’ başlıklı haber gerçek dışıdır.

Kasımpaşa maçında cezası nedeniyle görev yapamayacak olan Kazım Kazım’ın ve sakatlığı nedeniyle kadroda yer almayan Andre Santos’un, belirtilen karşılaşma sırasında bir gece kulübünde olduklarını iddia eden haber hayal ürünüdür.

Adı geçen oyuncularımız idari ve teknik ekiplerimizin bilgisi dahilinde cuma gününü izinli geçirmekle birlikte imzasız yayınlanan haberdeki iddialar asılsızdır.

Profesyonel Futbol Takımımız oyuncularını birbirleriyle ‘yaşanmamış olaylar’ üzerinden kıyaslayarak bazı oyuncularımız olduğundan farklı yansıtmaya çalışma amacı güden bu tarz haberlere önem vermemenizi rica ederiz.

Fenerbahçe Spor Kulübü




Fenerbahçe Kulübü'nün resmi sitesi www.fenerbahce.org, SABAH Spor'un dünkü sayfalarında yer alan 'Emre maçta, kankalar barda' başlıklı haberini ilginç bir şekilde yalanladı! Haberin fotoğrafları baskıya yetişmediği için durum, resmi sitede yayınlanan "Yaşanmamış olay üzerinden kıyaslayarak bazı oyuncularımız olduğundan farklı yansıtmaya çalışma amacı güden bu tarz haberlere önem vermemenizi rica ederiz" mesajıyla geçiştirilmeye çalışıldı. Bu nedenle haberimizin doğruluğunu, bu kez de futbolcuların o gece Beyoğlu'nda çekilmiş fotoğraflarıyla yayınlayarak göstermek zorunda kaldık.

MASADA ŞARAP AÇTIRDILAR
Colin Kazım Richards ile Andre Santos'un cumartesi gecesi Beyoğlu'ndaki 360 adlı barda saat 22:30 ile 00:30 saatleri arasında bulunduğu, ayrıca eğlencede iki futbolcunun özel olarak şarap açtırdığı ve bol bol eğlendiği tamamen gerçektir. Okurlarımızdan Fenerbahçe resmi sitesinin bu tarz yalanlamalarına önem vermemesini rica ederiz.

Sabah Gazetesi


-Yorumsuz-

El Clasico Manşetleri


Fantastik Hafta @ Sport




Kahramanlar @ Mundo Deportivo


17 Ekim 2009

Özene Bezene Yayıncılık




Gazetelerde transfer haberlerinin ne kadar özene bezene hazırlandığının son kanıtı bugünkü Fotomaç Gazetesi. Galatasaray'ın Halil Sevdası başlığıyla verilen haberde kullanılan fotoğraf Hamit Altıntop'un fotoğrafı. Kullanılan resim doğru değil ki insanlar oturup haberin içeriğine güvensinler.

16 Ekim 2009

Ordan Burdan #1


# Barcelona devre arasında sezon sonuna kadar kiralamak istiyor Robinho'yu, Manchester City ise Henry ile takası koparır mıyız diye uğraşıyor. Barcelona'nın istediği olur gibi duruyor.

# Dimitar Berbatov artık bir kız çocuk babası, hayırlı olsun.

# Galatasaray Bilyoner.com ile ortak bir projeye imza atmış : GSBilyoner Oynayan kişiye ek hiçbir maliyeti yok sadece Galatasaray'a belli bir yüzde verilecekmiş oynanan kuponlardan. %4 diye duydum bilemiyorum.

# Ankaraspor'dan Ankaragücü'ne geçen 9. isim Aydın Karabulut oldu. Yabancılar napıyor yabancılar 22 Ekim'de bitiyor tanınan ek süre. Türklerin bir şekilde kendini kurtaracağından bahsetmiştik zaten.

28 Ekim 2008

Canım Basın Bunuda Yazın


Bugün bazı gazetelerde Harry Kewell'in siroza dönüşebilecek ciddi bir rahatsızlığı olduğu ve bu rahatsızlığın futbol oynamasına engel olduğu, futbol hayatının tehlikede olduğu,Kewell'in tam olarak antremanlara katılmadığı, bu hastalıktan dolayı üst üste oynanan maçlarda aynı performansı gösteremediği, Galatasaray'ın ise bu hastalığa rağmen göz göre göre bu oyuncuya bir dünya para verdiği şeklinde haberler yapılmış. Buyrun bu da cevabı yarın spor sayfalarımızda görebilecek miyiz acaba?


Zorunlu Açıklama: Harry Kewell

Bugün bazı medya kuruluşlarında profesyonel futbolcumuz Harry Kewell’ın sağlık durumuyla ilgili yer alan haberlerden dolayı aşağıdaki açıklama gerekli görülmüştür.

Kewell’ın genel sağlık durumu 2003 yılından itibaren bir farklılık göstermemektedir. Bu nedenle de Kulübümüz, transfer öncesi yaptığı check up’larda geçirmiş olduğu ameliyatlar ve hastalıklar hakkında detaylı bilgi sahibi olmuştur. Daha önce geçirmiş olduğu bu hastalıkların ve ameliyatların tedavisinin başarılı olup, futbolcuda hiçbir iz ve sekel bırakmadığı tespit edilmiştir.

Oyuncunun zaman zaman basına yansıyan devamsızlıkları ve sakatlığına yönelik haberlerin tümü, her futbolcuda rastlanabilecek türden kas ve iskelet sistemi problemleridir.

Kewell, Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı oyuncusu olarak rutin antrenman ve maçlar sırasında girdiği pozisyonlarda iki kez sakatlanmıştır. Bu sakatlıklarının hiçbirinin daha önceki rahatsızlıklarla bir bağlantısı yoktur ve beklenilen doğal sürede iyileşip sahalara dönmüştür. Sağlık nedeniyle 18 kişilik resmi maç kadrosuna alınmadığı olmamıştır.

Harry Kewell’ın sağlığı hakkında son zamanlarda öne sürülen spekülasyonlar çarpıtılmış ve fazlasıyla abartılmış bilgilerden oluşmaktadır. Geçirdiği iddia edilen otoimmun hepatit ve bununla ilgili ileriye dönük varsayımlar hekim – hasta özel ilişkisini aşması nedeniyle etik kabul edilmemelidir. Beş yıldır var olduğu bilinen bu durumun memleketimizde bu şekle getirilmesi, İngiltere’de bilinmesine rağmen söz konusu edilmemesi, medyamızın ayrıcalığı olarak kabul edilebilir.

Galatasaray Spor Kulübü için önemli olan, sporcunun son Check-Up'larda istenilen tempo ve seviyede futbol oynayıp oynamayacağının tayin edilmesidir. Bu nedenle Kewell sezon öncesi çok ayrıntılı bir Check-Up’a girmiştir. Yaşayabileceği olumsuzluklar göz önünde bulundurularak konunun uzmanlarıyla konsülte edilmiştir. Bu kariyerdeki profesyonel bir futbol oyuncusu için kabul edilemez hiçbir durum olmadığı anlaşılmıştır.

Geçen yılki maç eksikliklerinden dolayı kulübümüzde bireysel antrenmanlar takviyesiyle kondisyonu üst düzeyde tutulmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle normal antrenmanlar dışında her zaman yanında bulunan kendi fizyoterapisti ile takviye edici antrenmanlar yapmaktadır. Başka bir deyişle hastalıklarından dolayı antrenmanları hafiflememekte, tersine kondisyon ve maç eksikliğini önlemek için daha fazla arttırılarak yapılmaktadır. Bunun haricinde haftada iki maç oynayamaması gibi bir sorun yoktur. Diğer oyunculardan farklı olarak ele alınmamaktadır. Sağlık problemleri nedeniyle de şimdiye kadar bir aksama olmamıştır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Galatasaray Futbol AŞ

03 Ekim 2008

Stat Işıkları Konusu


Fenerbahçe-Dinamo Kiev maçının ardından da çok güzel konuşmuştu Uğur Meleke bu konu hakkında, fakat Mahmut Uslu istediği gibi anlamıştı. Uğur Meleke o üslubu kabullenememiş derdini, söylemek istediklerini ve Mahmut Uslu'nun yanlış verdiği bilgilerin doğrularını kaleme almış. İyi de yapmış herkes bilsin neyin ne olduğunu.


Esasında bu “stat ışıkları” bahsinin tekrar açılmasının lüzumu yoktu, denilebilecek her şey maç sonrası canlı yayınında söylenmişti... Ama iki gündür yazılanlar içinde eksik ve yanlış anlaşılmalar olduğunu gözlemlediğim için ben de bu konuya kısaca değinmek zorunda hissettim kendimi...
Özetle yaşananlar şöyle... Fenerbahçe-Dinamo Kiev maçı bitiş düdüğünün ardından biz Star’daki konuşmalarımıza başladık, Kadıköy’deki her müsabaka sonrasında olduğu gibi stat ışıkları çoktan sönmüştü. Tam sevgili Ertem Şener bana dönmüş ve tribün protestosunu sormaya başlamıştı ki, stat ışıkları bir anda yandı ve ister istemez sahaya doğru yöneldik hepimiz... O anda gördüğümüz şey, Başkan Aziz Yıldırım ve yönetiminin çimlerin üstünden karşıdan karşıya geçmekte olduğu idi...
Ben de şu meyanda bir cevap verdim Ertem Şener’e: “Bu statta oynanan her maçtan sonra yazarlar yazılarını, foto muhabirler fotoğraflarını karanlıkta geçmeye çalışıyor, sizler yayını karanlıkta yapıyorsunuz... Dünyanın hiçbir yerinde maçın bitiminden 5-10 dakika sonra stat ışıklarının sönüp insanların karanlıkta bırakıldığını görmedik. Bu durum, sadece Şükrü Saracoğlu’nda yaşanıyor. Ama medya mensuplarının sağlıklı çalışması için açılmayan ışıklar, başkan ve yönetim kurulu sahanın içinden geçecek diye tümüyle yanabiliyor. İşte bu sembolik hadise bile, bu kulübün benmerkezcil yönetim anlayışının küçük bir göstergesidir. Aynı anlayış, Zico’yu -büyük hoca değil-, Aurelio’yu -büyük futbolcu değil- gerekçeleri ile göndermiş, iki sezon içinde hem UEFA Kupası’nda hem de Şampiyonlar Ligi’nde tarihinin en üst noktasına gelmiş bir kulübü başa döndürmüştür...”
Bu konuşmaların hemen ardından muhabir arkadaşımız Senad Ok’un yanına gelip yayına bağlanmak isteyen Mahmut Uslu, benim stat ışıklarının Aziz Yıldırım tarafından kapatıldığını söylediğimi iddia etti... Ardından bizim kendisine konunun doğrusunu aktarma isteğimizi de reddedip, ışıkların kontrolünün UEFA’da olduğunu, meselenin doğrusunu UEFA yetkilisi Frank Reeneke’ye sorup öğrenebileceğimizi söyleyip muhabir arkadaşımızın yanından ayrıldı...
Esasında ben, stat ışıklarının yönetim tarafından kapatıldığını değil, açtırıldığını iddia etmiştim. Ama bu detayın çok kıymeti yok, velev ki stat ışıkları o anda tesadüfen yanmış olsun, biz yanılmış olalım.. Zaten Mahmut Uslu’nun esas üstünde durduğu konu, stat ışıklarının kontrolünün kimde olduğu ayrıntısı idi... Ertem Şener, bu meseleyi çarşamba günü UEFA yetkilisi Frank Reeneke’ye sordu ve ışıklarla UEFA’nın ilgisi olmadığı bilgisini aldı... Reeneke, yaşanan durumun tam aksine, UEFA’nın yayıncı partnerlerinin müsabakayı izleyicilere eksiksiz aktarmakla yükümlü olduğunu, ışıkların en az gece 01:00’e kadar açık tutulması gerektiğini ekledi...
***
Daha önce bu köşede Fenerbahçe Stadı’nda foto muhabiri arkadaşlarımıza yapılan haksız uygulamaya da değinmiştik. Fenerbahçe’nin Kadıköy’deki lig maçlarında müsabakanın başlamasına 5 dakika kalana kadar foto muhabirler sahanın köşesinde bir zincirin arkasında bekletiliyor, ancak başlama düdüğü yaklaştığında çizginin kenarına (görev yerlerine) geçmelerine izin veriliyor... Bu uygulama, Türkiye’nin başka hiçbir yerinde hiçbir statta olmadığı gibi, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi maçlarında da yok! Yani ligde bir zincirin arkasında düdüğe 5 dakika kalana kadar bekleyen muhabirler, Ş.Ligi’nde 1 saat önceden sahanın kenarına gelip oyuncuların ısınmalarını veya teknik adamları fotoğraflayabiliyorlar...
***
Şükrü Saracoğlu, Türkiye’de en çok kombine kart sahibi izleyiciye sahip stattır. 52 binlik kapasitesi ve modern koşulları ile 2009 UEFA Kupası finaline ev sahipliği yapmayı da hak etmiştir... Bu stadın koşullarını bu noktaya taşıyan Fenerbahçe yönetiminin, bu küçük problemleri de çözeceğine inanıyoruz.
Herhalde şundan kuşku duymamalıyız: İtalyan, İspanyol veya İngiliz medya çalışanları, 20 Mayıs’ta Şükrü Saracoğlu’nda UEFA Kupası finali öncesi fotoğraf çekmek için bir zincirin arkasında beklemeyecekler, müsabaka sonrası yayınlarını da karanlıkta yapmayacaklardır. Öyleyse Türkler de, bu tutumu hak etmiyor...

Uğur Meleke/ Milliyet

28 Eylül 2008

Bu Fiyata Bilet Satmak Ayıptır




Prensip olarak televizyonda söylediklerimi yazıya taşımamaya çalışırım. Aynı sakızda debelenmeyeyim diye. Ama bu sefer konu ciddi ve söz uçar diye korkuyorum. Bülent Timurlenk blogunda değindi ilk. Ben de Futbol Ekstra’dan kaldığımız yerden devam ediyorum ve Türkiye’deki bilet fiyatlarını, futbolun giderek pahalı bir zevk haline getirenleri bir de rakamlarla ‘teşhir’ ediyorum.
İki paragraf ekonomi yazısı kıvamında gidelim. Önce ‘Üç Büyükler’in bilet fiyatlarına bakalım, sonra da Türkiye’nin ortalama aylık gelirinin (olmaz ya) hadi 1000 YTL (~550 avro) olduğunu varsayalım. Fenerbahçe, Gençlerbirliği maçının en ucuz biletini 44 YTL olarak açıkladı. Yani 24 avro. Beşiktaş-Gaziantep maçının en ucuz bedeli 19 avro (35 YTL), Galatasaray ise lige 27 avroyla başladı (50 YTL), sonra tribün dolmayınca 16.4 avroya (30 YTL) çark etti. ‘Üç Büyükler’in ucuz bilet ortalamasını 20 avro sayarsak, ayda iki maça gidebilmek için ortalama gelirin yüzde 10’unu ayırmak zorundasınız demektir.
Şimdi Avrupa’yla kıyas edelim. Kriterimiz maç günü ‘kazığı’ değil müdavim taraftara sunulan en ucuz bilet fiyatı. Dünyanın en pahalı liginin en pahalı takımı Man. United’ın bileti 20 avro. Ayda iki maçın aylık gelire oranı yüzde 2’yi bulmuyor. Arapların sonsuz bütçesine teslim olan Manchester City ise Robinho’yu izletmek için 27 avro istiyor. 16 yaş altı taraftarlar için bu 12 avroya düşüyor. Zenginler kulübü diye bilinen Chelsea’nin kale arkası 44 avro. Ama onlar da ‘Gençler için 19 avro yeter’ diyor. Liverpool’da baba-oğul paketi maç bileti 35’er avro. Baktığınızda hiçbir biletin aylık ortalama gelire oranı yüzde 2’yi bulmuyor. Üstelik genç ve öğrenci indirimi var ve pek çok takımın Avrupa Kupası biletleri daha ucuz. Hadi orası İngiltere, futbol orada ezeli beri işçi sınıfı sporu. Peki ya diğerleri... Kısa bilgiler verelim. Bayern’in en ucuz bileti 5 avroya kadar düşüyor, Stuttgart çocuklara 7 avroya bilet satıyor. Schalke 10, Dortmund 12 avro diye belirlemiş rayici. Yine orada da aylık gelirin yüzde 2’sini bulmuyor maliyet. Devam edelim. Barcelona’nın en ucuz bileti 24, Real Madrid’in 20 avro. Milan 13 avroya Kaka, Pato, Ronaldinho’yu izletiyor. Mourinho-Ancelotti kapışmasını 22 avroya izleyebileceksiniz. Üstelik İtalya’da da Avrupa maçları daha ucuz. Üstüne üstlük bütün bu ülkelerde gençlere, öğrencilere indirimli biletler var. Eee...
Şimdi sadede gelelim. Görüldüğü üzere, oranlara bakarsanız Avrupa’da bizim kadar pahalı bilet satan yok. Neden? Biz daha mı zenginiz? Statlar daha mı konforlu? Toplu taşıma olayı çözüldü mü? Arıyorum, tarıyorum, hakikaten bir tanecik olsun makul neden çıkar mı? Ben bulamıyorum. Tek vaatleri var: Ölümüne sevdiğiniz takımın fiyatı bu diyorlar, yerseniz... Aşkın karşılığını ancak tek taraflı öderseniz görürsünüz... Ne oluyor peki? Maçın bitmesine 10 dakika kala arabası trafikte kalmasın diye stadı terk eden, yağmurda, çamurda kombinesine rağmen evde televizyon başını tercih eden, parasının karşılığı göremeyince homurdanan, karşılıksız değil karşılığını ödediği için, ödediği kadar seven ve parasının karşılığını talep eden bir seyirci tribünleri dolduruyor, daha doğrusu dolduramıyor.
Oysa futbol yoksul sporu, en çok da orta alt sınıfın eğlencesi, umudu. Ama belli ki onlar yoksulları, dar gelirlileri tribünde istemiyorlar. Sol bek, sağ açık olarak girebilirler belki o mabede, ama tribünlerde biraz zor otururlar. Hiç unutmuyorum. Bir Fenerbahçe-Rizespor maçıydı. 6-0 kazanmıştı Sarı-Lacivertliler. Rahmetli Kayhan Kaynak televizyonların bile çekemediği, 40 metrelik bir füze fırlatmıştı. O maça gitmekle, o golü görmekle övündüm yıllarca. Yatakhane arkadaşımın kompozisyon ödevini yapıp kazandığım paralarla almıştım bileti. Ailemden hiç maç parası istemedim. Harçlıklar yetiyordu. Şimdi 16 yaşında bir yeğenim var, Tutku. Neyse ki futbolla ilgilenmiyor kızcağız. Gündeliğinden artırdığı para sinemaya, tiyatroya zar zor da olsa yetiyor. Ama asla Fenerbahçe’yi, Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı izlemeye değil...

Bağış Erten/ Radikal

04 Mart 2008

Basından Kesitler -2-


Beşiktaş-Galatasaray derbisinin ardından..


"Bir teknik direktör düşünün ki, Fenerbahçe maçı öncesi yapılan son antrenmanda saat 11:45’i gösterirken, ‘Benim özel bir işim var, siz kendi aranızda çalışmaya devam edin’ diyerek Florya’yı terk ediyor. Bir teknik direktör düşünün ki, Ümit Karan’ı sağ açık oynatıyor, Nonda’yı da orta sahanın göbeğine yerleştiriyor. Bir teknik direktör düşünün ki, şunun şurasında daha 3 hafta önce bırakın takımdan, kulüpten gönderilmesini istediği Sabri’yi umut olarak sahaya sürüyor."

Aziz Üstel

"Bir gün evde maç seyrederken Herr Feldkamp’ın yardımcısı Bay Ahmet kapıya gelip "Hoca seni çağırıyor, forvet oynayacaksın!" derse şaşırmam artık."

Kanat Atkaya


-
Genel görüş Kalli'nin yanlış tercihleri , bütün herkes bir ucundan da olsa değdirmiş kalemini Kalli'ye sonu hayırlı olsun en güzelini Ahmet Çakar söylemiş..

"Yüzyılın ligine hoş geldiniz. Asıl lig şimdi başlıyor. Bundan sonrası can pazarı. "

Ahmet Çakar







02 Mart 2008

Basından Kesitler -1-


Dün ki Ankaragücü-Fenerbahçe maçı hakkında basından kesitler..

"Bursa maçının ilk 10 dakikası İlhan’ın iki pozisyonu var. Geri kalan 86 dakika, Galatasaray derbisinde 99 dakika ve dün Ankara’da 96 dakikayı üst üste koyun, toplam 281 dakikada bir tane pozisyon bulamamış Fenerbahçe..."

Rıdvan Dilmen


"Anlaşıldı ki, Fenerbahçeli futbolcuların kafası Sevilla’da. Haksız da değiller. 20 tane Ankaragücü veya Bursaspor maçı oynasan ne yazar."

Erman Toroğlu

-
Bu kafada ki insanlar var oldukça bu memlekette Anadolu takımları daha uzun yıllar nefret edecektir İstanbul takımlarından.


"Fakat hakem Özkahya gerçeğiyle karşı karşıya kalacağımızı doğrusu hiç düşünmemiştik. Daha ilk dakikalarda Önder'e yapılan 2 hareket var. Forması yırtılmaya çalışılan bir futbolcu için penaltı çalamayan Özkahya futbol adına suçludur. Ama burda yardımcı hakemi de es geçmemeliyiz. Futbolun basit kuralıdır. Formadan çekmek, itmek kusurlu harekettir ve eğer bu hareket cezasahası içindeyse penaltıyla cezalandırılır. Şu kuralları bile bilmeyen hakemler ülkemizde maç yönetiyorlar, yazık."

Selçuk Yula

-
Selçuk Yula sıralamayı karıştırmış hakem bahanesi hafta içi oynanan Galatasaray kupa maçında kullanılmıştı zaten.