05 Şubat 2010

Hafta Sonu Futbol Ekranı



5 Şubat Cuma
20:00 Beşiktaş-Gençlerbirliği / Lig TV
21:30 W.Breme-H.Berlin / TRT 3

6 Şubat Cumartesi
13:30 Bucaspor-Konyaspor / D Spor
14:45 Liverpool-Everton / Spormax
17:00 Man United-Portsmouth / Spormax
16:30 Wolfsburg-B.Münih / TRT 3
19:00 Kayserispor-Galatasaray / Lig TV
21:00 Barcelona-Getafe / NTV
21:45 Livorno-Juventus / NTV Spor
22:00 Rennes-Bordeaux / Kanal A
23:00 Real Madrid-Espanyol / NTV
23:45 Setubal-Benfica / RTP İnternational

7 Şubat Pazar
13:00 UEFA Euro 2012 Kura Çekimi / TRT 3
13:30 Samsunspor-Rizespor / D Spor
15:00 Trabzonspor-Manisaspor / Lig TV
16:00 İnter-Cagliari / NTV Spor
18:00 Chelsea-Arsenal / Spormax & Lider TV
18:30 Dortmund-E.Frankfurt / TRT 3
19:00 Fenerbahçe-Diyarbakırspor / Lig TV
20:00 Toulouse-Lyon / Kanal A
21:45 Fiorentina-Roma / NTV Spor
22:00 Santander-Atletico Madrid / NTV
22:00 Marseille-Valenciennes / Kanal A

8 Şubat Pazartesi
20:00 Altay-Karşıyaka / D Spor

*

04 Şubat 2010

En Değerli Kupa




Dünyanın en değerli kupası sizce hangi kupadır? En değerli kupa Rusya'da görücüye çıktı. Değeri tam 1 milyon dolar. Sebebine gelirsek top şeklindeki kupa 33,140 adet beyaz pırlanta, 10,728 adet siyah pırlanta ve 2.5 kg altından yapılmış. Kupanın as takım ve genç takımları oynadıkları liglere göre tabloda en iyi yere sahip olan takıma verilmesi planlanıyor. Futbolcular bu kupayla taraftara koşarsa neler olur düşünmek dahi korkutuyor beni.

Bizans Oyunu



Anadolu kulüplerinin taraftarları tarafından İstanbul kökenli üç kulübe yapılan bir yakıştırma "Bizans". Süper Lig şampiyonluklarının çoğunlukla bu üç takım arasında dönmesi sebebiyle Anadolu kulüplerinin başkaldırışının simgelenmesini hedefleyen bir yakıştırma. Bugüne kadar genelde sanal taraftar platformları üzerinden dillenen bu yakıştırmayı severek takip ettiğim, saygın bir yayın organının kapağında görmem gerçekten çok şaşırttı beni. Hiçbir basın ve yayın organında rastlamadığım bu yakıştırmayı kapakta hem de tırnak içerisinde insanın gözünün içerisine sokularak kullanılmasını yadırgadım açıkçası.

Four Four Two dergisinde Çimen İhtilalcileri başlığıyla Hilal Gülyurt tarafından kaleme alınan yazıda; Anadolu kulüplerinin Süper Lig'de dönem dönem yaşadıkları iniş çıkışlar, yakaladıkları başarılar, kılpayı kaçan şampiyonluklar gibi konular işlenmiş. Derginin içerisinde 6 sayfa ayrılan bu yazının hiçbir kısmında bu Bizans yakıştırması geçmiyor. Peki kapakta niye ihtiyaç duyulmuş buna? Amaç dikkat çekmek mi yoksa Anadolu takımlarının taraftarlarına şirin gözükmek mi? İstanbul takımlarının taraftarları arasında şampiyon bizden çıksında kim olursa olsun diye bir anlayış yok. Sonuçta herkes sene sonunda gönlünü vermiş olduğu takımın ipi göğüslemesini istiyor. İstanbul takımlarının farkı, Anadolu takımlarına göre daha büyük bütçelere sahip olmaları, bu yönde yatırım yapmaları, bunun sonucunda da bu doğrultuda daha iyi şartları barındıran tesislere sahip olmaları ve daha farklı kalitedeki isimleri transfer edebilmeleridir. Anadolu takımları ise daha amatör ruhla, daha sınırlı şartlarda mücadele etmektedirler. Hal böyle olunca da yakalanan çıkışta sağlanan motivasyon sezonun bütününe yayılamıyor ve şampiyonluk umutları maalesef başka yarınlara kalıyor. En son örnek verebileceğimiz takım Sivasspor. Son iki sezonda elde ettiği dördüncülük ve ikincilikten sonra bu sezon bulunduğu konum ortada. Dergideki yazıda Sivas'ada değinilmiş, fakat 2007-2008 sezonunda kendi evinde Galatasaray'a kaybettiği maçtan bahsedilmemiş. Şampiyonluk için uğraş veren takım kendi evinde ağırladığı diğer bir şampiyonluk adayını mağlup edemiyorsa sezon sonunda ben niye şampiyon olamadım diye hayıflanmamalıdır. Birde bizi şampiyon yapmazlar söylemleri var ki bence baştan şampiyonluğu kaybetmektir bu.




Ülkemizi Avrupa'da başarıyla temsil eden, Türkiye'nin adını dünyaya duyuran bu takımların böyle bir yayın organı tarafından Bizans olarak tabir edilmesi büyük talihsizlik. Bugün Süper Lig değer olarak Avrupa ligleri arasında ilk 6'ya girmişse, bu işin büyük kısmı İstanbul kökenli üç takımın yaptıkları transferler ve elde ettikleri başarılarla şekillenmiştir. Anadolu kulüplerinin gelişimi fazlasıyla hızlanmıştır. Hatta buralarda başarılar elde etmek amacıyla büyük yatırımlar yapmaktan çekinmeyen birçok insanlarda mevcut. Oynadıkları futbol hiçte hafife alınacak gibi değil. Fakat bu yapılan Bizans yakıştırması anlamsız. Lig ortada, maçlar ortada, sonunda sadece bir takım mutlu sona ulaşabiliyor. Başarmak için çıkacaklar, oynacaklar ve kazanacaklar hepsi bu kadar. Bunu başarmak kendi ellerinde fakat ilk iş herşeyden önce kendileri inanacaklar. Anadolu'da oynayan oyunculara dahi hedefleri sorulduğunda; önce İstanbul sonra Avrupa diye cevap veriyorlarsa, İstanbul'un yaratmış olduğu vizyonu göz ardı edemeyiz. Buna karşı çıkan, kabullenmeyen kişilere sormak lazım aslında kim Bizans? Ülkesini başarıyla temsil etmek isteyenler mi bundan rahatsız olanlar mı?

03 Şubat 2010

TK | Antalyaspor: 2 Galatasaray : 1 | Kanatsız Galatasaray



Bu kadar kadro genişliğine rağmen Galatasaray nasıl hiçbir şey oynayamadı hala anlam veremiyorum. Atılan golden sonra Galatasaray'ın tehlikeli denilebilecek bir tek atağı yok ilk yarının sonuna kadar. 2. yarının tehlikeli atak sayısı ise 3. Biri Elano'nun Dos Santos'un gazabına uğrayan pozisyonu, ikincisi Mustafa Sarp'a gelmek üzereyken Necati'nin kestiği pozisyon diğeri ise yine Mustafa Sarp'ın son dakikada ofsayta düştüğü pozisyon. Görünen o ki Sabri ve Hakan Balta bir an evvel dönmezse takıma, çok sıkıntı çekecek Galatasaray.

Oynanan 2 kupa maçında görebildiğim kadarıyla Ufuk'un en önemli eksi yanı sadece sol ayağını kullanabilmesi. Kaleciye dönülen toplarda topu düzeltip sol ayağıyla vurabilmek için vakit kaybediyor, rakip santraforun presiyle bu da tehlikeli olabilecek durumlara yol açıyor. Şimdilik herhangi bir sıkıntı yaratmadı ama fırsatçı herhangi bir forvet birgün affetmeyebilir. Neill'i çok beğendim takıma uyum sağladıkça daha da iyi olacağına inanıyorum. O kadar rahat ve sakin oynuyor ki cidden huzur veriyor insana. Son dakikalardaki Galatasaray yarı sahasındaki karambolde çok sakin bir şekilde topu sol kanada açarak ortamı rahatlatması mest etti beni. Hakan Balta ve Sabri'nin yokluğunda ki kanat oyuncuları solda Uğur ve sağda Emre Güngör olunca maalesef sıkıntılı bir gece yaşadı Galatasaray. Bu sıkıntı dalga dalga bütün takıma yayıldı sonuç itibariyle. Kanat bindirmeleri gerçekleşmeyince açıklarda oynayan Caner ve Barış yalnız kaldı. Onlar tek kalınca birebir Antalya defansıyla boğuşmaktan daha çabuk yoruldular ve oyundan düştüler. Ayhan Akman'a 90 dakika tahammül edebilmek gerçekten sabır isteyen bir olay. Birileri sık sık Ayhan'a takımın hucüm yönünü hatırlatmalı. Kontra atağa kalkacakken topu alıp düzeltip geriye ceza sahası içeresindeki adama vermekte neyin nesi? Nasıl bir mantıktır bu nasıl bir futbol anlayışıdır. Jo sırtı kaleye dönükken arkadan bindiren ofansif orta saha oyuncularına çok güzel paslar dağıtıyor ve hemen arkasından boşada kaçarak tehlike yaratıyor. Eğer 32. dakikada sakatlanıp çıkmasaydı Galatasaray adına daha farklı bir skor olabilirdi bu gece. Bahsi geçmeyen Mustafa Sarp, Servet ve Arda ise her zamanki çizgilerinde ellerinden geleni yaptılar. Mustafa Sarp'ın Ayhan'la birlikte oynaması her ne kadar kendisi için bir dezavantaj oluştursada çok çalıştı orta sahada. Ayrıca oyuna sonradan giren Elano çok istekli gözüküyordu, fakat ne bir şey yapacak vakit ne de istek vardı sahadakilerde. Gelelim sona sakladığımız Dos Santos'a, sergilediği performansa bakarak uyum süreci için zamana ihtiyacı olduğuna inanmak istiyorum . Fakat saha içerisinde nerede duracağını bilmemek bir uyum sorunu mudur kafamı kurcalayan kısım bu. Verdiği paslardan sonra çakılı kalarak pas verdiği kişiyi izlemesi ve Elano'nun tam gaz ceza sahasına girdiği pozisyonda, Elano'nun önüne çıkarak pozisyonu berbat edişi biraz korkuttu beni açıkçası. Çok istekliydi fakat farklılık yaratacak birşey yapmadı 60 dakika oyunda kalmasına rağmen. Çok düz ve sade oynadı, ayrıca son vuruşları fazlasıyla etkisizdi. Forvetsiz ve kanatsız Galatasaray doğru düzgün pas yapamadı, haliyle pozisyonda üretemedi. İlk yarı ve ikinci yarının ilk 15 dakikası topa sahip olma oranlarında Antalyaspor'un üstünlüğü Galatasaray'ın ne durumda olduğunu gayet net bir şekilde gözler önüne seriyordu.





Antalyaspor gerçekten çok istekli ve güzel oynadı. Sahadaki herkes iyi bir sonuç alabilmek için arzuluydu. 90. dakikada bile orta sahada çatır çatır pres yaptılar. İlk golde şanslarının da biraz yardımı olsa bile Djiehoua'nın pozisyon takibi ve bitirişi güzeldi. Necati'nin attığı gol ise nasıl bir motivasyonla sahada olduğunun göstergesiydi. Eminim daha farklı hazırlanıyor Necati Galatasaray maçlarına. Aynı Necati'nin defansta kestiği topu da göz önüne alırsak demek istediğim anlaşılacaktır. Bugüne kadar Necati kaç maçta defanstan top çıkarmıştır? Attığı gol ofsayt mıydı değil miydi diye yorum yapmak isterdim ama maalesef TRT henüz ofsayt kamerası koyacak kadar teknoloji ile tanışmamış olduğu için birşey göremedik. Ve o pozisyonda Süper Lig yayın ihalesini Digiturk kazandığı için bir kez daha şükrettik. Ayrıca Ömer Üründül'ün "Raykard" deyişi hala kulaklarımda çınlıyor. Hem ses hem görüntü olarak benden iyi not alamadı TRT.



Jo'nun Avrupa maçlarında oynamayacak oluşu Galatasaray'a büyük sıkıntı yaratacak gibi gözüküyor. Dos Santos şu performansıyla etkili olamaz, Arda'nın da aynı şekilde kaybolacağını düşünüyorum forvet hattında. Atletico Madrid maçlarına kadar bir çare bulunmazsa bu duruma Avrupa'ya veda kaçınılmaz olur.

Bekliyoruz...

Mart'i bekliyorlar,bekliyoruz,bekliyorum...

02 Şubat 2010

Yaşasaydı 74 Olacaktı



2 Şubat 1936'da İzmir'de doğan Metin Oktay yaşasaydı bugün 74 yaşında olacaktı...


“Formaya..Armaya ..
Sevgiden..Saygıya..
İnsanlığa kardeşliğe dair aklınıza ne gelirse...
Ne düşünürseniz..
Bir Metin Oktay dersiniz..
O size verir her istediğinizi..
Her beklediğinizi.
Her sevdiğinizi..
Galatasaray’a dair..
Futbola dair..
Sevgiye dair..”


Kalbimizde Nice Yıllara Taçsız Kral

Ama O Metin Oktay'dı





Geçen günlerde bir amca bana 'Metin Oktay, ona vuranların kafasını okşardı. Sen 22 yaşındasın, yavaş yavaş olacak' dedi. Kesinlikle doğru söylüyor, ama o Metin Oktay'dı. Metin Oktay bir tane, bir daha da gelmez.''

Arda Turan

The Ahmet Çakar Show




"Erman Toroğlu olmasa da ekranlarda show daima devam eder."

Yersen



Digiturk Süper Lig yayın ihalesini alabilmek için 321 milyon doları gözden çıkarınca garip olaylarda ortaya çıkmaya başladı. İlk olarak 2 köşe yazarımızın bahsettiği yazılardan başlayalım. Cem Dizdar ve Kanat Atkaya birer gün arayla ikisi de hemen hemen aynı şeylerden bahsetmişler ki zaten birbiri ardına gelişiyor olaylar.

Digitürk'ten 24 liralık indirimi nasıl aldım?

Hesabını kitabını bilenlerden olmadığım için kredi kartı ekstrelerini inceleme huyum yoktur. Ama aksilik ya son gelene göz atacağım tuttu. Otomatik ödemeye bağladığım harcamalarımdan Digitürk
üyeliğimin karşısında 103.99 TL yazdığını görünce hani derler ya, 'kan beynime sıçradı'.
Yapıştım telefona. Karşımda sesinden anlayabildiğim kadarıyla 20'li yaşların sonlarında bir kadın. Tahmin ediyorum ki, kendi de sesi gibi yumuşak, iyi huylu biri.
Adını söyledi ama şimdi hatırlamıyorum, sordum 'sarı çiçeğe', "Nedir bu para?" diye. Dedi ki, "Cem bey, siz 'süper paket' üyesisiniz. Aralık'ta fiyatlara zam geldiği için sizin 93.80 lira olan üyelik bedeliniz de 103.99 liraya çıktı."
Karadenizliyiz, denizimiz gibi çabuk parlar çabuk söneriz. Parladım... "İnsan zam yapınca bunu haber vermez mi? Bir telefon açmak yok mu müşteriye" dediğimde yumuşak sesli kadın tane tane anlattı; "Cem Bey, zam yapıldığı bilgisi o ay gönderilen faturanızda belirtilmiştir." İkna olmaya niyetim olmadığından ateşim hafiften yükselmeye, tansiyonum çıkmaya başladı.
Kibar fakat kararlı bir dille anlatmaya başladım; "Hanımefendi, zamdan haberi olmayan ve olsa da bunu kabul etmeyecek biri olarak kendimi 2 ay kazıklanmış sayıyorum. Üyeliğimin devamı için zammı geri alın ve aldığınız farkı geri ödeyin. Yoksa yarın izinliyim. Birini gönderip dekoderi de, onu çanağa bağlayan kabloyu da varsa bana ait bir çanak onu da alıp götürün. Bu parayı ödemeyeceğim. Ben her faturanın dibindeki bilgiyi satır satır okumak zorunda mıyım? Otomatik ödediğim için faturaya bakmam bile. Apartman kapısı altından atılan, elime geçip geçmediği bile belli olmayan bir belgeyle gönderilmiş zam haberinin hukuki bir değeri olur mu?" Konuştukça açıldım, açıldıkça konuştum.
Ve... Karşıdan hiç beklemediğim ve beni iyice çıldırtan o öneri geldi. İyi huylu ses, "Cem bey şöyle yapalım. Siz bir yıl boyunca üyeliğinizi taahhüt edin ayda da 93.80 lira ödersiniz." Bunu duyunca alnımın ortasındaki o görünmez tel aniden koptu. "İyi de ben bu indirimden şu konuşmayı yapana kadar neden haberdar değildim. Evet, teklifi kabul edeceğim ama sizi aramasam bundan haberim olmayacaktı."
Haliyle karşı taraf yelkenleri indirdi. Mücadele ederek hak kazanmış birinin huzuruna kavuştum ama işin peşini bırakmaya da niyetli değildim. "Hanımefendi, bir yıl üyelik taahhüdünde bulunuyorum ancak iki ay fazladan ödediğim o yaklaşık 20 lirayı da geri istiyorum. 'Cem Dizdar'a bu ay gidecek faturadan o 20 lira düşülecek' diye oraya not alın lütfen!"
Huzurlu ses, "Efendim biz onu yapamıyoruz" karşılığını verince "O zaman telefonumu verin hukuk bürosundan bir arkadaş beni arasın" diyerek karşılıklı iyi dileklerle telefonları kapattık.
Yaptığım ikinci konuşma, hiç çaktırmadan bir 'toplumsal kazıklanma' vakalarından birini de ortaya çıkardı.
Arayan ses tıpkı ilki gibi 'iyi huylu'ydu. Ancak bu erkekti ve efendi bir insanın tonu vardı sesinde. Onun da maalesef adını unuttum. Aramızda üç aşağı beş yukarı şuna benzer bir konuşma geçti...
- İyi günler Cem Bey, ben Digitürk finans bölümünden ......... Nasıl yardımcı olabilirim?
- Daha önce konuştuğumuz arkadaşa taleplerimi iletmiştim. Sanırım konuşmalarım orada kayıtlıdır. Bir daha uzun uzadıya tekrarlamayayım. Oradan dinler, sıkıntımı öğrenirsiniz...
- Anlıyorum efendim ama...
(Bunun üzerine kısa bir özet yaptım)
- Şimdi mesele şu. Evet, bir yıllık üyelik garantisi veriyorum. Ayda 93.80 lira ödeyeceğim ama o arada ödediğim 20 lirayı gelecek faturadan düşeceksiniz...
Şimdi sıkı durun...
Ya azimli ve kararlı duruşum için bana bir kıyak yapıldı, ya ses tonumun ikna ediciliği karşı tarafta şahsıma karşı bir hüsnüniyete neden oldu ya da zaten var olan ve "Alın kardeşim dekoderinizi çıkıyorum Digitürk'ten. Maçları da gidip kahvede/meyhanede izlerim artık" diye aba altından sopa gösteren herkese yapılan yapıldı.
- Cem Bey, şöyle yapalım. Siz bir yıllık taahhütte bulunun ben de sizi 79.90 liralık pakete sokayım. Böylece fazladan ödediğiniz parayı da size geri ödemiş olalım.
- Tamam kabul ediyorum ama şimdi size sorarım, bu adil bir ticaret mi? Kredi kartı ekstresine bakmayıp sizi aramasam her ay 24 lira kadar fazla ödeyeceğim. Bu da yılda nereden baksanız 290 liraya yakın para eder.
- Evet efendim.
- Peki benim durumumdaki insan sayısı 200 bin kişi olsa... Bu da toplamda 200 bin çarpı 290 lira değil midir?
- ???????
Durumum gösteriyor ki, Digitürk yöneticileri sanki futbol yayın ihalesi girmeden önce 'ince bir hesap yapmış' gibiler. Benim gibi 'geç uyanan'ların sayısı ne kadar kabarıksa, ki kime sorduysam hiçbiri kaç para ödediğini bilmiyor, ‘havadan’ gelen para da aynı oranda artacaktır... Eeee, Allah bereket versin.

Cem Dizdar
30.01.2010- Milliyet



Bugün size biraz para kazandırabilirim

BUGÜN pazar. Bankalar, piyasalar, nöbetçiler dahil döviz büroları bile kapalı fakat ben size biraz para kazandırabilirim.

Aslında parayı kazandıran kişi dostum Cem Dizdar sayılır; beni uyandıran da o oldu derin gaflet uykusundan.

Malum, Turkcell Süperlig'in yayın hakları için düzenlenen ihaleyi çullu çulsuz hepimiz heyecanla seyrettik.

Olaylar gelişirken önce “Bu artışlar bize fatura, otomatik ödeme, ek hesabın eksiye evrilmesi şeklinde dönecek” paniği yaşadıysam da bir süre sonra iki tek atmış Türk özgüveniyle “Nasıl olsa biz ödeyeceğiz, namımız yürüsün, arttır Ufuk Bey!” noktasına geldim.

İhale bitti, yeni fatura için yeni sezonu bekliyoruz.

Meğer yeni fatura gelmiş bile.

Otomatik ödemede takip etmeyebiliyor insan, Cem'in gözüne takılacağı tutmuş.

Bana “Sen de ara, düşüyor fatura” talimatını o verdi. Aradım ve “Arkadaşım söyledi, faturaya bakmak istiyorum” gibi tuhaf bir cümle kurdum.

Karşımdaki yetkili 1 yıl taahhüt etmem durumunda faturamın ayda 10 lira civarında düşeceği bilgisini verdi.

“Bu kadar mı” diye sordum, bu kadarmış.

Digiturk'e bir gıcığım yok, aldığım hizmete 10 üzerinden 7 veririm, 8'i zorlarım.

Faturalarda bu durumu belirten bir not da bulunuyormuş.

Fakat faturaya baksam bile asla küçük harfli bölümleri okumuyorum, sıkılıyorum.

Zaten büyük ihtimal sıkılıp okumayalım diye o kadar küçük yazılıyor.

Neyse...

Yani demem o ki; Sayın Karamehmet sakin bir insansınız, bu yazıyı okuyup, yumruğunuzu ufuk çizgisine doğru sallayarak “Kanaaaat! Bitttin seeeeen! Pazar pazar bana para kaybettirdin, pis örgütçü abone!” diyeceğinizi sanmıyorum.

Gazetecinin görevi de vatandaşı uyandırmak.

Neticede sevgili okur... Bir telefon açıp, yıllık hesap yaparsak 120 TL kazanmış oldum.

“Züğürt tesellisi” mi dersiniz, telefona koşup Digiturk santralinde yığılma mı yaparsınız, orası size kalmış.

Bu devirde günde 120 TL kazandıran başka köşe yazarı da bulunmaz, ona göre...

Haydi kârlı pazarlar.

Kanat Atkaya
31.10.2010-Hürriyet


Durum böyle arayıp bir sene
taahhütte bulunursanız indirimli fiyatlar alabiliyorsunuz. Peki bu fiyatlar kime göre indirim neye göre indirim. Cem Dizdar 24 liralık indirim yaptırdığını söylüyor, kazandığı para senelik 288 TL. Kanat Atkaya 10 liralık indirim yaptırabilmiş söylediğine göre senelik kazanacağı para 120 TL. Arayınca alınacak indirim duruma göre değişiyor mu? Belli bir tarifesi yok mu bu işin.. Yersen mi yapıyorlar yoksa müşteriye. Eşit şekilde, aynı şartlarda verilecek hizmetten çok 321 milyon doları toparlama telaşı mı var ortada? Cem Dizdar'ında söylediği gibi bu işten haberi olmadan tıkır tıkır fatura ne gelirse ödeyen sayısı hiçte azımsanmayacak kadar fazladır.

Sen Var Ya Sen #5

Tabii ki Ordem e Progresso...